Alacalım
Havlama seslerine gözlerimi açtığımda gün, karanlığın koynunda sallanıyordu. Saate bakmak için doğrulmaya çalıştım. Odanın içinde nemli hava ağır bir battaniye gibi üzerime çökmüştü. Kalkıp bahçeye açılan kapıyı araladım, zaten kutu gibi olan barakanın hava alması hantal bedenimi biraz olsun uyandırıyordu. Köpeklerim evin içine doluşup kendilerine sıcak bir köşe ararken Papatyam’ın tasmasına takılmış çöp dikkatimi çekti. Hayta kim bilir kimin çöpünü dağıttı yine. Yaramazlık yaptığında kaçar Papatyam, bu sefer kaçmadı. İnsanı geren bir sakinlik vardı hatta üzerinde. Yanıma yaklaştı, boynunu bana doğru eğdi “Hadi al!” der gibi. Çöp parçasını aldım, bahçeye doğru fırlattım, zaten çer çöp doluydu ya bahçem, küçücük bir kağıt parçası bozmazdı bahçemin düzenini. Çöpü fırlattığım gibi Papatyam gidip aldı parçayı, tekrar bana getirdi. Oyuncak değil bu kızım, sonra oynarız şimdi sırası değil. Aldım tekrar attım çöpü. İnatla geri getirdi bana. Bu sefer içeri girdim, masanın üstünde aylardır biri...