volkan ve adanın hikayesi
Her zaman oturduğumuz kafede bu haftaki üçüncü kitabımı okurken omzuma beni ürkütmemek amacıyla yavaşça konmuş bir el hissettim. “Abi? Siparişini alayım mı artık?”. Doğru ya saatler olmuştu geleli, şekersiz acı bir şeyler söyledim diğer günlerin aksine. Aylar olmuştu, kaç kitap bitirdim, vücuduma kaç gram kafein girdi, toplam kaç saattir burada oturuyorum bilmiyorum. Gelmedi, henüz. Hava karardı, bir kitap ve kaç bardak olduğunu saymadığım birkaç litre çay kahve bitirdim. Çalışanlar kafeyi kapatmaya başlamıştı fakat beni rahatsız etmiyorlardı -onlar gidince de bahçedeki masada oturmaya devam ediyordum ya-. Ümidim kalmamıştı geleceğine dair, uzun süre önce gitmişti bu his. Kalkmaya hazırlandım çantamı toplamak için arkamı döndüm, omzumda yine beni ürkütmekten korkan o eli hissettim. Arkamı dönmeden konuşmaya başladım “ısıtıcıyı kapamasanız otururdum. Anahtarı bana bırak, zaten sabah senden önce geliyorum dükkâna”. Aydın’ın kahkahasını beklemiştim, sadece omzumdaki elin beni daha f...