Dönme-Dolap

“Onunla her zamanki kavgalarımızın birinin ardından yine sana geldim sevgilim. Hâlâ sana yazdığımı, seni aklımdan çıkaramadığımı öğrense -çocuk gibi ağlamak dışında- ne yapardı acaba. Neden hâlâ sana yazıyorum, neden seni aklımdan çıkaramıyorum bilmiyorum.

Kopamayız biz birbirimizden. Nerede, kiminle olursak olalım, her zaman yan yana olacağımızı biliyorum. Sevgilim dediğimiz, gözlerinin içine bakarak seni seviyorum dediğimiz, tenine dokunduğumuz kimse, hiçbir zaman birbirimizin yerini tutamaz.  

Biz birbirimizden başka kimse ile “biz” olamayacağız. İlişki iki kişiden oluşur derler, yalan. Her kimle ne yaşarsam yaşayayım, sen orada, gri bulutlarla örtülü bu yaşlı adamın kalbinde hep bir yerlerde olacaksın. Gittiğim her yolda seni yanımda taşıyacağım. İhanet denir mi buna? Hayır sevgilim.  

Ona bu ilişkiye başlamadan önce seni anlattım, korktu. Basit bir aşk denklemi sandı bunu  -biri gider diğeri gelir derler ya-. Seni kalbimden, adeta kötü huylu bir tümör parçasıymış gibi, atabileceğini sandı. Unutturabileceğini, unutabileceğimi sandı. Her unutturmaya çalıştığında seni daha çok var etti. Şimdi bir zamanlar unutturmaya çalıştığı kişiye dönüşmeye çalışıyor. Bilmiyor ki sana ne kadar benzemeye çalışırsa benden bir adım daha uzaklaşıyor.”

Sonunda vazgeçmiştim. Ona okuduğum bu son mektup bardağı taşıran son damla olmuştu. Karşımda dizleri üzerine çökmüş zayıf ve aciz bir çocukmuş gibi bana bakıyordu. Ağlamaya ya da bağırıp çağırmaya gücü mü kalmamıştı, yoksa kaybettiğinin farkında mıydı?  

Hiçbir şey söylemedi, kalktı, giyindi, çantasına doldurabildiği kadar eşyasını doldurdu. Peşinden gitmeli miydim? Ne söyleyecektim ki? Ben bunları düşünürken o çoktan eşyaları toplamayı bitirmiş kapıdan çıkıyordu. Gitme demedim, hiçbir şey demedim, o da çıktı gitti.

Aradan aylar geçti, belki de bana öyle geldi, kapım çaldı. Misafir beklemiyordum, O’ndan başka evime gelebilecek kimsem de yoktu. Gri bulutların arasında bir beyazlık belirdi gittim kapıyı açtım. Gelen O’ydu. Kendine gelmiş, “Ben büyüdüm, artık güçlüyüm” der gibi dimdik duruyordu karşımda, elinde de giderken yanına aldığı valiz vardı. Geri dönmüştü, kopamamıştı benden oyuncak bebeğim. “Geri döndüm sandıysan boşuna ümitlenme, o gün aceleyle çıkarken birkaç eşyanı almışım, çöpe gitsin istemedim”. Geri döndüğü kesindi artık, eşyalarımı atmaya kıyamamıştı. Alışmıştık artık bu duruma. Kavga ederdik, o giderdi, bir daha geri dönmeyeceğini söylerdi ama her seferinde bir eşyamı alıp çıkardı o kapıdan. Geri gelmek için açık bir kapı bırakırdı. Bu sefer korkmuştum ama. Mektupları öğrenmişti ya, geri dönmez sanmıştım. Döndü. 

Hiçbir şey demedim, üzgünmüşüm gibi sessiz sessiz içeri geçtim. “Eşyaları verip giderim, oturmam”. Sessizde koltuğuma oturdum gazetemi açtım, sayfaların arkasına saklandım. Evde başka birine dair bir iz var mı diye dedektifçilik oyununu oynamaya başlamıştı. Komodinin üstüne baktı, hâlâ tozlu, masanın üzerinde birikmiş bardaklara baktı, pislik içinde. Yüzünde bir zafer gülümsemesi oluştu. “Gelmedi mi o?”, cevap vermedim. “Neden gittim sence?”, cevap vermedim. “Neden gelmedi?”, cevap yok. Sinirlenmeye başladı, birazdan ağlayarak beni ne kadar sevdiğinden ve kaybetmek istemediğinden bahseder. Aynı sorular ses tonu artarak devam etti, hiçbirine cevap vermedim. “Beni hiçbir zaman onun kadar sevmedin değil mi?” sesi titremeye başladı. Gazeteyi indirdim, sadece ona baktım. Ağlamaya başladı. Her zamanki “sevgi ve zaman her şeyi çözer” masalını bir kez daha dillendirmeye başladı. Geri dönmüştü. Sanki ben de çok yorgunmuşum gibi ağır ağır kalktım, peçete uzattım. Üzerime atladı, karlı havada yuva arayan yavru kedi gibi sokuldu kucağıma. Geri döndü. Başını okşadım, her zaman buna ihtiyacı vardı çünkü “geçecek güzel kızım” tamamdı artık. Rutinimize geri dönmüştük. 

-vari

Comments

Popular posts from this blog

Balık ve Tırtılın masalı

Kim Bu Ben, Bu Vari?

Donmuş Nehir