Balık ve Tırtılın masalı
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, rüzgarın yönünü bile bilmediği bir ormanın derinliklerinde bir ayacın kocaman yapraklarının arasında minik bir tırtıl yaşarmış.
Bu tırtıl o kadar küçükmüş ki çevresindeki diğer tırtıllar sürekli onunla dalga geçermiş. Tırtıl arkadaşları büyüdüğünde kocaman kelebekler olup gökyüzüne uçmak için gün sayarmış. Fakat bu küçük tırtıl ne kocaman bir kelebek olmak istermiş ne de gökyüzünde özgürce dolanmak. Sadece onu seven, onunla dalga geçmeyen küçük bir arkadaşı olsun istermiş.
Diğer tırtıllar küçük tırtılın kelebek olacağına asla inanmazmış, bu yüzden küçük tırtıl da kendine inancını kaybetmiş.
Bir gün kendi kendine yürüyüşe çıkmış, o kadar mutsuzmuş ki nereye gittiğini unutmuş ve kaybolmuş. Tırtıl korkmuş ve bağırmaya başlamış “kimse yok mu? Yardım edin!”. Yolun sonunda bir grup tavşanın göl kenarında gülüşmelerini duymuş ve yanlarına gitmiş. Tavşanlar çok kalabalıkmış, birbirleriyle konuşurken tırtılı görmemişler bile.
Tırtıl burada da istenmediğini düşünüp geri dönecekken gölün kenarında bir ışıltı farketmiş. Işıltıya doğru yakınlaşınca, ışıltının aslında minik bir balık olduğunu görmüş.
Balık, sanki orada hep onu bekliyormuş gibi tırtıla bakmış ve gülümsemiş:
“Buraya nasıl geldin minik tırtıl?” demiş balık, suyun içinden gülümseyerek.
Tırtıl başını hafif eğmiş: “Sanırım kayboldum...”.
Balık heyecanla “O zaman ben senin arkadaşın olurum.” demiş.
O günden sonra tırtılın yeni evi göl kenarı olmuş. Balıkla konuşmuşlar, birlikte bulutları seyretmişler, tavşanlardan kalan çilekleri paylaşmışlar. Gölün kıyısındaki o taş, onların sırlarına ev sahipliği yapan küçük bir yuvaya dönüşmüş.
Ama bir gün, tırtılın içinde bir şeyler kıpırdamaya başlamış.
Ne yediği şeyler tat veriyor, ne konuşmalar eskisi kadar yetiyormuş.
Balık bu değişimi hemen fark etmiş.
“Yakında gitmen gerekecek,” demiş sessizce.
Balık, su yüzeyinde küçük bir halka çizmiş yüzgeciyle:
“Kaybolmuş tırtıllar en güzel kelebeğe dönüşür derler... Senin de dönüşme zamanın geldi.”
Tırtıl gözlerini kocaman açmış.
“Gerçekten mi?”
“Evet, ama önce bir yaprağın arkasına saklanıp bir süre büyümen gerekir” demiş balık göz kırparak. “İçindeki dönüşüm seni çağırıyor.”
Tırtıl gözyaşlarını tutamamış:
“Peki sen olmadan ben ne yapacağım?”
Balık, gölün derinliklerinden gelen sesiyle cevaplamış:
“Sen benimle değil, kendinle tamamlanmalısın. Ama ben hep burada olacağım.”
Tırtıl, o gece ayrılmış gölden. Sessizce, hiçbir veda sözü etmeden.
Kendine bir dal seçmiş, üzerine tırmanmış ve oracıkta kozasını örmeye başlamış.
Kozanın içi karanlıkmış. Sessizmiş. Ve bazen korkutucuymuş. Ama o karanlıkta tırtıl, artık kim olduğunu düşünmeye başlamış.
Zaman geçmiş...
Göldeki balık her sabah aynı yere çıkıp gökyüzüne bakmış.
Ve bir sabah... Güneşin ilk ışıklarıyla göğü bir şey delip geçmiş.
Kanatlarında gökkuşağı, gözlerinde gölden yansıyan parıltılar olan bir yusufçuk havada süzülmüş. Balık ona baktığında tanımış.
Yusufçuk da suya konup, balığın gözlerinin içine bakmış.
“O küçük tırtılım,” demiş balık.
“Dünyanın en güzel yusufçuğu olmuşsun.”
Yusufçuk yere inmiş, suya dokunmuş.
“Sen beni beklemeseydin, ben kendimi beklemeyi öğrenemezdim.” İkisi de gülmüş. Çok uzun zamandır ilk defa.
O günden sonra göl artık sadece bir su birikintisi değilmiş.
Bazen birlikte uyumuşlar,
Bazen şarkı dinlemişler,
Bazen de saatlerce uyumadan sohbet etmişler,
Bazen gölün ortasında kurbağalar toplanır, zıplar zıplar sinir bozucu sesler çıkarırmış.
Ama yusufçuk bir tur atar, balık kuyruğunu bir kere savururmuş.
Kurbağalar kaçarmış.
Ya da kaçmazmış, ama ikisi birlikte pek de umursamazmış.
Zaten ev dediğin şey tam olarak buymuş:
Kurbağalar olsa da kalmak isteyeceğin yer.
Ve hâlâ, bazı geceler gölün üstünde bir yusufçuk döner dururmuş.
Bazı sabahlar balığın sıçradığı duyulurmuş.
Ama ne seslerini duyan bilir ne neden döndüklerini.
Çünkü bu masalın sonunu sadece onlar bilirmiş.
Ve ne zaman çocuklar gökyüzünde bir yusufçuk görse ya da bir gölde bir balığın sessizce beklediğini fark etse, bu masal usulca kulağına fısıldanırmış:
“Sevgi bazen ayrılıkla, bazen sabırla, ama hep aşkla tamamlanır.”
Comments
Post a Comment