Posts

volkan ve adanın hikayesi

  Her zaman oturduğumuz kafede bu haftaki üçüncü kitabımı okurken omzuma beni ürkütmemek amacıyla yavaşça konmuş bir el hissettim. “Abi? Siparişini alayım mı artık?”. Doğru ya saatler olmuştu geleli, şekersiz acı bir şeyler söyledim diğer günlerin aksine. Aylar olmuştu, kaç kitap bitirdim, vücuduma kaç gram kafein girdi, toplam kaç saattir burada oturuyorum bilmiyorum. Gelmedi, henüz. Hava karardı, bir kitap ve kaç bardak olduğunu saymadığım birkaç litre çay kahve bitirdim. Çalışanlar kafeyi kapatmaya başlamıştı fakat beni rahatsız etmiyorlardı -onlar gidince de bahçedeki masada oturmaya devam ediyordum ya-. Ümidim kalmamıştı geleceğine dair, uzun süre önce gitmişti bu his. Kalkmaya hazırlandım çantamı toplamak için arkamı döndüm, omzumda yine beni ürkütmekten korkan o eli hissettim. Arkamı dönmeden konuşmaya başladım “ısıtıcıyı kapamasanız otururdum. Anahtarı bana bırak, zaten sabah senden önce geliyorum dükkâna”. Aydın’ın kahkahasını beklemiştim, sadece omzumdaki elin beni daha f...

Dönme-Dolap

“Onunla her zamanki kavgalarımızın birinin ardından yine sana geldim sevgilim. Hâlâ sana yazdığımı, seni aklımdan çıkaramadığımı öğrense -çocuk gibi ağlamak dışında- ne yapardı acaba. Neden hâlâ sana yazıyorum, neden seni aklımdan çıkaramıyorum bilmiyorum. Kopamayız biz birbirimizden. Nerede, kiminle olursak olalım, her zaman yan yana olacağımızı biliyorum. Sevgilim dediğimiz, gözlerinin içine bakarak seni seviyorum dediğimiz, tenine dokunduğumuz kimse, hiçbir zaman birbirimizin yerini tutamaz.   Biz birbirimizden başka kimse ile “biz” olamayacağız. İlişki iki kişiden oluşur derler, yalan. Her kimle ne yaşarsam yaşayayım, sen orada, gri bulutlarla örtülü bu yaşlı adamın kalbinde hep bir yerlerde olacaksın. Gittiğim her yolda seni yanımda taşıyacağım. İhanet denir mi buna? Hayır sevgilim.   Ona bu ilişkiye başlamadan önce seni anlattım, korktu. Basit bir aşk denklemi sandı bunu  -biri gider diğeri gelir derler ya-. Seni kalbimden, adeta kötü huylu bir tümör parçasıymış gib...

Alacalım

Havlama seslerine gözlerimi açtığımda gün, karanlığın koynunda sallanıyordu. Saate bakmak için doğrulmaya çalıştım. Odanın içinde nemli hava ağır bir battaniye gibi üzerime çökmüştü. Kalkıp bahçeye açılan kapıyı araladım, zaten kutu gibi olan barakanın hava alması hantal bedenimi biraz olsun uyandırıyordu. Köpeklerim evin içine doluşup kendilerine sıcak bir köşe ararken Papatyam’ın tasmasına takılmış çöp dikkatimi çekti. Hayta kim bilir kimin çöpünü dağıttı yine. Yaramazlık yaptığında kaçar Papatyam, bu sefer kaçmadı. İnsanı geren bir sakinlik vardı hatta üzerinde. Yanıma yaklaştı, boynunu bana doğru eğdi “Hadi al!” der gibi. Çöp parçasını aldım, bahçeye doğru fırlattım, zaten çer çöp doluydu ya bahçem, küçücük bir kağıt parçası bozmazdı bahçemin düzenini. Çöpü fırlattığım gibi Papatyam gidip aldı parçayı, tekrar bana getirdi. Oyuncak değil bu kızım, sonra oynarız şimdi sırası değil. Aldım tekrar attım çöpü. İnatla geri getirdi bana. Bu sefer içeri girdim, masanın üstünde aylardır biri...

Kim ve ne olduğuma dair kısa bir düşünce seli

 Uzun süredir -belki de kendimi bildim bileli- bu sorunun cevabını kendime sorar dururum. Net bir cevabı var mıdır, olabilir mi, bu sorunun kesin cevabı ne zaman verilebilir bilmiyorum.  Kim olduğumu, neden var olduğumu bilmiyorum. Ben bu blogda bu sorunun cevabını bulmaya çalışırken senin (sevgili okur) bana eşlik etmeni istiyorum, belki bu  gittiğim yolda sen de kendine dair bir iz ya da farklı bir patika bulabilirsin.  Aklım hep bir karış havadadır benim, sürekli düşünürüm. Her an her şeyi düşünürüm. İzlerim, incelerim, gözlemlerim, sorgularım. Her şeyde kendime ait bir iz ararım. Bulamazsam kendim bir iz yaratırım. Dokunurum, güzelleştirmeye, özgünleştirmeye çalışırım. Dokunduğum her şey bana özel olsun isterim. İyileştiririm. İnsanları, durumları, nesneleri, düşünceleri. Ellerimin iyileştirici olduğunu söylerler. Bunu kendime görev edinmiş -ve bir bakıma bu özelliği benliğimle tamamen özdeşleştirmiş- olabilirim. Zamanında kendine çok zarar veren bu aciz kızın şi...